English I İletişim      
01 02 03 04 05 06 07 08 09 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30

< Medyada Vakfımız


İSTANBUL İÇİN ÇALIŞMAK GEREK
Bümed Aralık 2004

 

Dünyanın en eski ve kültürel mirası en zenginlik kentlerinden biri İstanbul. Bu zenginlik şüphesiz, pek çok olanağın yanında sorumlulukları da beraberinde getiriyor. Fakat ne yazık ki, İstanbul'un dünya kentleri arasında hak ettiği yeri alması için üzerimize düşen ödevleri tam olarak yerine getirdiğimiz söylenemez. Bu konudaki en ciddi uyarılardan birini Birleşmiş Milletler'in eğitim, bilim ve kültür örgütü UNESCO yaptı. İstanbul'un tarihi yarımadasını “Dünya Mirasları ” listesine alan UNESCO, kentin tarihine duyarsız kalınması ve özellikle de çarpık kentleşme nedeniyle kenti listeden çıkarabileceğini açıkladı. İstanbul'un tanıtımı ile ilgili çalışmalarıyla tanıdığımız Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı Başkanı Faruk Pekin ile UNESCO'nun kararını ve İstanbul'un geleceğini konuştuk. Faruk Pekin , tarihi binaların “elimizden sabun köpüğü gibi kayıp gittiğini” anlatıyor ve işin garip yanı, İstanbul'u bizim korumamız gerekirken yabancılar bizden bunu istiyor” diyor.

UNESCO'NUN İstanbul'un tarihi yarımadasını “Dünya Mirasları” listesinden çıkarma olasılığı ile ilgili kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Son bir yıl içinde UNESCO'nun “sarı kart” tehdidini dikkate alarak, örgütün Çin'deki toplantısı öncesinde, bazı kuruluşlar olarak “Ne yapabiliriz?” diyerek bir araya geldik. İstanbul gibi dünyanın belki de en önde gelen ve kesintisiz bir tarihi olan bir yerleşim yerinin böyle bir acı sonuçla karşılaşması hoş bir şey değildi. Bazı çalışmalar yaptık. Ama sonuç alıcı etkiler yaratamadık. Belki o tehditle bir şeyler yapılabilirdi. Acilen yapılması gereken şeylerin üzerine hızla gidilebilirdi. Örneğin, UNESCO'nun özellikle vurguladığı dört maddeden biri Zeyrek ve Süleymaniye'deki tarihi ahşap evlere el atılabilirdi. Ahşabın hızla yıpranması, özellikle Süleymaniye'de bina yakarak otopark yeri açma olayının olumsuz izleri gündemdeyken acil müdahale gerekiyordu. UNESCO Süleymaniyede'ki evlere türünün son örneği olarak bakıyor.Ama yetkililer bu konuda çok ciddi adım atmadılar. Şimdi, İstanbul'a iki yıllık bir süre verildi. Bu iki yıllını iyi kullanabilir mi? Kullanılabilir, yeter ki istek olsun.

Peki sizce öncellikle atılması gereken adımlar nelerdir?

Tarihi yarımadanın sadece kent sınırı içince değil, İstanbul bütünüyle düşünülmesi gerekir. Hal böyle olunca özel bir İstanbul yasası gerekiyor. Bu özel İstanbul yasasında yetkiler biraz daha farklı biçimde değerlendirilebilirler. İstanbul'da ister yarımada olarak ele alınsın, ister

Galata, Boğaziçi hatta Üsküdar Kadıköy de dahil edilsin, yapılabilecek çok şey var. Fakat bunu engelleyen bir çok faktör var. Bunların başında da mülkiyet meselesi geliyor. Tarihi binalarda oturanlar ne olacak? Evler restore edilince kiralar artacak mı? Kiralar artınca içeride oturanlar orada yaşayabilecek mi? Yoksa oradan kovulacaklar mı? Bu tür toplumsal sorunlar var. Toplumsal, ekonomik ve kültürel meselelerden oluşan bir sorun yumağı… Fakat bir yerden başlamak gerekiyor.

Geçen dönemde beğenelim veya beğenmeyelim Büyükşehir Belediyesi tarafından Koruma Kurulu 'na bir plan verildi. Planı biz 12-13 sivil toplum kuruluşu olarak inceledik. Ve planı yapan belediye yetkilileri ile açık açık tartıştık. Fakat planlar teslim edilmişti. Bu çalışmalar Koruma Kurulu'na bir ışık tutabilir miydi, bunu da tartıştık. Planda eski kent siluetinin bina yüksekliği amaçlanmış. Dolayısı ile bazı binaların alçalması lazım. Bu yeniden mülkiyet sorununu getiriyor. Türkiye'nin mülkiyet sorununu yeniden konuşması gerekiyor. Bu konuda dünyada değişik uygulamalar var. Ben hep olumlu yaklaşıyorum. Kat malikleri kanununu yaratmış bir toplum buna mutlaka bir çözüm bulur.

Bu konuda yapılan bazı yasal değişiklikler var, bunlar ne kadar etkili olabilir ?

Turizm Bakanlığı'na önemli güçler veren bir yasa kabul edildi. Turizm Bakanlığı, bir yeri turizm alanı ilan ettiğinde kendisi için büyük haklar doğuyor. Tarihi yarımadanın tamamını turizm alanı ilan ettiğinizde her yeri kamulaştırma hakkına sahip oluyorsunuz. Ama bunu hangi hükümet göze alır, bilemiyorum. Şu anda neredeyse Anayasa'yı bile değiştirecek bir hükümet var ama ben onların dahi bunu göze alabileceğini sanmıyorum. Elbette acilen kamulaştırılması gereken bazı yerler var.

Ancak daha önemli bir konuyu da vurgulamak gerekiyor. Özellikle İstanbul'da, kültürel çevre konusunda insansız bir iş yapılamayacağı görülüyor. Kentin yeniden düzenlenmesi ekonomik, toplumsal, kültürel bir çerçeve içince ele alınmak zorunda. Burada da yeni yöntemler bulmak, yeni anlayışlara başvurmak gerekiyor. Birileri halka rağmen kenti kurtaramaz. Dolayısıyla daha farklı kanallar bulmak gerekiyor. Örneğin belediyeler, meslek kuruluşları, gerçek sivil toplum kuruluşları bir arada epey mesafe kat edebilirler. Avrupa'daki, Batı'daki başarılı uygulamaların hepsinde sivil insiyatiflerin işin içinde olduğunu görüyoruz.

Bu yönde bazi adımlar atıldığını görüyoruz. Bunlar ne kadar işlevli oluyor?

Benim gördüğüm kadarıyla, iyi niyetle bir araya gelmiş birkaç girişim var. Ama bunlar henüz tam da sonuç alıcı çalışmalar değil. Bahsettiğim özel İstanbul yasasında mutlaka koordinasyon konusuna yer verilmeli. Uzun vadeli baktığınızda, İstanbul'a müdahale edecek gücün bir koordinatöre ihtiyacı var. Bu koordinatörün de yetkiye ihtiyacı var. .Bunun çerçevesi de o yasada çizilmeli. Sivil kuruluşları resmi görünümlü kurumlarla bir araya

getiren ve onların ortak çalışmasını sağlayacak bazı esasların da o yasaya girmesi gerekiyor. Fakat en mükemmel yasa çıkarılsa bile, halkın gerçek katılımı olmadığı sürece, ya da halkın katılım isteği olmadığı sürece her şey boş. Gerçi şu anda İstanbul açısından bir iki yerde tepeden inme bir yönetimi gerektiren işler var. Ahşap evler konusunda, bu evlerde oturanların rızasının alınmasının dışında koruma amaçlı uygulamaların hızla yapılması gerekiyor. Söz konusu olan tek tek evler değil. Zeyrek'te ve Süleymaniye'de karakteri olan eski Osmanlı-Türk mahalleleri var. Bu karakteri korumak gerekiyor. İstanbul'da oturanlar bilirler, böyle çok sayıda güzel bina, Boğaziçi yalıları, konaklar elimizden sabun köpüğü gibi kayıp gitti. İşin garip yanı bunu bizim korumamız gerekirken, yabancılat bizden bunu istiyor.

“Para mı var?” deniliyor, ben buna inanmıyorum. İstek olan yerde para bulunuyor. Bütün mesele istek olması, bu isteğin de tabandan gelmesi. Bu büyük kurtarma, kenti dönüştürme çabasında, dönüşüme uğrayan yerlerdeki insanların hayatı olumluya gidecekse, zaten insanlar buna sahip çıkacaktır. Bütün mesele, onlara bu dönüşüm olanaklarını sağlamak, bu heyecanı yaratmak ve onları bu konuda ikna etmektir.

Peki bugünkü konjonktürde sizce adım atmak için uygun bir zemin var mı?

Artık bazı yasalar çabuk çıkartılabiliyor. Ayrıca İstanbul için bugünlerde özel bazı avantajlar da var. Görebildiğim kadarıyla İstanbul'a göç hızında gerileme yaşanıyor Bu oldukça önemli. İstanbul, artık sanayinin büyük kısmının gerçekleştirildiği kent görünümünden çıktı. Şu anda ;İzmit-Adapazarı'na doğru giden bir yoğunlaşma var. Onun da getirdiği bir rahatlık söz konusu. Bir de “Her musibetten bir ders alınır”denir ya.. Deprem epeyce korkuttu bizi. Yeni getirilen deprem master planı çerçevesinde İstanbul'da çok sayıda binanın yıkılması gerekiyor. Özellikle son 50 yılda tarihi yarımada, Beyoğlu, Galata, Beşiktaş, Boğaz'ın bazı yerlerinde, hatta Üsküdar'da yapılan son derece çirkin binaların ortadan kaldırılması için bu belki bir fırsat olabilir. Bugüne kadar depreme dayanıksız, son derece çirkin bina yapan müteahhitler şu anda tıkanmış durumda. Belki İstanbul'u dönüştürürken bu kez depreme dayanıklı binalar yapılır. Böylece İstanbul estetik bir tarihi biçime bürünebilir. Bu nedenle UNESCO'nun kararı olumsuz değil. Belki biraz bizi sarsabilecek bir karar.

Sanki bu konudaki çabalar biraz hızlanmış gibi…

Özellikle sivil toplum kuruluşlarından gelen bir çıkış oldu. Başkanı olduğum Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı bir çok sayıda kuruluşa bir çağrı yaptı. Daha sonra 40-45 kuruluş bir araya geldik. Onun getirdiği bir ivme oldu. Bu arada yerel seçimler yapıldı, yeni insanlar seçildi. Biliyorsunuz, genelde hep ilk etapta bir çoşku olur. O çoşku hala sürüyor. Bu da kullanılabilir. Büyükşehir Belediyesi'nde türizmi geliştirme komisyonu kuruldu. Orada bir şeyler yapılmaya çalışılıyor. Vilayette bu işlerle ilgilenen birimler var . İstanbul Valiliği bir çok konuyu yakından izlemeye çalışıyor. Özel bir yasayla bir koordinasyon ve danışma meclisinde çalışabilecek bir yapının yasal olarak ortaya konacağı döneme kadar iş aslında büyük ölçüde sivil insiyatife düşüyor.

Bütün bu çabaların İstanbul'un turizmine katkısı ne olabilir?

İstanbul bir zamanlar , Türkiye'de ulusararası havaalanına sahip tek şehirdi. Şimdi bu özelliğini kaybetti. Dolayısıyla İstanbul'a gelen turist sayısında bir azalma var. Tabii bu kitle turizmin sonucu. Kitle turizmi ile kültür turizmi karşı karşıya getirmek istemiyorum ama Türkiye acısından vurgulanması gereken, kültür turizmidir. Çünki Türkiye gibi üç tarafı denizle çevrili bir ülkede deniz ve kuma dayalı kitle turizmi zaten olacaktır. Türkiye'de şu anda sahip olup da satamadığı şey kültür turizmidir. Burada da baş rolde olan İstanbul'dur. Çünki İstanbul hem Roma, hem Bizans, hem de Osmanlı döneminde diğerlerinin alehine büyümüş bir şehir, baskın bir merkezdir. İstanbul'a olan ilgiliyi artırmak da çok kolay, İstanbul marka olmaya çok açık. Ben yaklaşık 20 yıldır hep İstanbul üzerinde yoğunlaştığım için İstanbul'un gücünü, değerini çok iyi biliyorum. Dünyanın başka bir yerinde 80 in üzerinde günlük güzergah mümkün değildir.Bir yandan doğa, bir yandan tarih, bir yandan kültür…. Ayrıca kültür turizmi derken kongre turizimi de dışlamıyorum. İstanbul'da son yıllarda bazı kongrelerden dolayı epey imkan yaratıldı. Bu imkanların kullanılması gerekiyor. Yeter ki güvenliğin ve temizliğin sağlanması gibi turizmin bazı koşulları yerine getirilsin.

Burada vurgulanması gereken bir başka nokta da müze kent konusu. İstanbul'un taşı toprağı gerçekten altın, yani tarih ve kültür. Bu tarihi çok bilinçli ve korunaklı bir şekilde ortaya çıkardığımızda, etrafta gezen bir insan buram buram hissettiğinde, İstanbul'un markalaşması da farklı olacaktır.

Şu anda gündemde olan ne tür somut projeler var?

Henüz bir şey yok. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Koruma Kurulu'na verdiği proje çıkacak mı ya da nasıl çıkacak, onu bekliyoruz. O projede, İstanbul'a çok ciddi bir müdahale var. Nasıl uygulanacağını bilemiyoruz. Kültür ve Turizm Bakanlığı yeni çıkan yasa çerçevesinde doğrudan müdahalede bulunup ortaya yeni bir plan da koyabilir. Gördüğüm kadarıyla yeni arayışlar var, örneğin “müze kent” projesi var. İBB bünyesinde halen tartışılan bazı küçük projeler. Gazhanelere ne yapılabileceği tartışılıyor, surlar tartışılıyor. Ayrıca bizim vakfımızın IBB'ye sunmuş olduğu, Fatih Belediyesi'yle tartıştığı Edirnekapı-Ayvansaray arasında sürdürülebilir biçimde İstanbul turizmine kazandırılması amaçlı bir proje var. Aslında çok vaktimiz yok. Günler geçiyor. UNESCO'nun bu iki yıllık süresini iyi değerlendirebilmek için çok hızlı biçimde bir örgütlenme projesini sağlamamız gerekiyor. Bu süreçte birçok proje de gündeme gelecektir. Örneğin İstanbul'a modern müze kazandırmak için çok sayıda grup olduğunu biliyorum. Eski gümrük binaları, Karaköy, Fındıklı çevresi için bazı projeler hazırlandı ama hala tartışılıyor. Eminönü'nde Yemi Camii etrafının temizlenip sanata açılması gibi olumlu bir uygulama başladı. Fatih ilçesi içinde bazı bölgelerde ivedi bir şekilde açık müze konsepti içinde birçok yer yaratmak mümkün.

İstanbul'un geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Ben İstanbul açısından çok iyimserim. Yılda 50-60 başkent gezen, gezdiren biriyim. İstanbul, dünyada benzeri olmayan bir kent. Hep Simurg gibi küllerinden yeniden doğmuş. 2600 yıllık kesintisiz bir tarihi var. İ.Ö. 5000 yıllarına uzanan kalıntıları da hesaba katarsak 7 bin yıllık bir tarih. İstanbul bizi daha çok getirir götürür . AB tartışmalarında İstanbul'un öne çıkarılması gerekir. Dünün çocuğuyla görmüş geçirmiş bir kent kıyaslanabilir mi? 17. yüzyılda bile dünyada benzeri yok. İstanbul farklı bir kurguyla yeniden eski ihtişamına kavuşabilir. Bundan da öte, İstanbul'un içinde barındırdığı kültürel mirası bütün insanlığa taşıma potansiyeli var. Son on yılda İstanbul bilincinin yükseldiğini görüyorum. Eskiden İstanbul kitapları çok azdı. Şimdi hem kitaplar çoğaldı hem de birkaç baskı yapıyorlar. Ayrıca belediyelerin de eski lakayıt tavrı yok. Herkes bir şey yapmak istiyor. Dünyada yapılan örnekleri tartışmak istiyor. Deprem sonrasının bıraktığı şaşkınlıkla birlikte bu gelişmeleri doğru yakalarsak İstanbul için olumlu bir gelecek olur.

Bümed Aralık 2004

 
< Medyada Vakfımız